Geçtiğimiz yıllarda kendini diğer derslerden üstün görme yüzünden o dersleri bir bir küstüren ``Matematik Dersi `` edebiyat dersine de ``Benim sana ihtiyacım yok, bana formüllerim yeter , siz de kim oluyorsunuz.?`` diye meydan okuyarak araya mesafe koymuştu.
Bu arada ``Matematik Dersi çok yanlış yapıyorsun, edebiyatsız matematik olmaz.Formüllerinin mantığını anlatmak için edebiyata zannettiğinden daha fazla ihtiyacın olacak.İyi düşün, son pişmanlık fayda vermez.`` şeklinde yapılan uyarıları da hiç dikkate almamış ``Edebiyat Dersi de kim oluyormuş, o olmadan da öğrenciler beni sever.`` diye yanlışında ısrar etmişti. Matematikle Edebiyat dersi arasındaki bu tartışmaya bazı eğitimciler de taraf olarak aslında birbirinden ``Etle tırnak`` misali bir birinden ayrılmaz bir bütün olan iki dersi ayırmıştı.
Yapılan uygulamalardan alınan sonuçlar bu ayrılığın iki dersi de zor durumda ortaya koymuştur.Edebiyat Dersi de Matematik Dersinin restine `` Ben de seni artık şiirlerimde kullanmayacağım.`` diye karşılık vermesi sonucunda `` Şiir zıvanadan çıkmış.``Edebiyat dersine sizin kavganız sonucunda biz de zarar görüyoruz.Artık matematikle dargınım, onun için hece ölçülerini kullanmayın . demen yüzünden ölçüsüz kaldık.Önüne gelen şair oldu.Sizin anlamsız kavganız yüzünden arada biz de zarar görüyoruz.Yeter artık, bu anlamsız kavgayı bitirin de biz de rahat nefes alalım.`` diyerek ``Edebiyat Dersini`` sıkıştırıyordu.
Matematik cephesinde de durum bundan farklı değildi.Öğrencilerin ``Hocam, bu formülün mantığını bize açıklar mısınız?`` şeklindeki istekleri matematik hocaları şiddetle reddediyor.``Evladım, formül ne diyorsa o`dur.Biz edebiyat hocası mıyız? `` diyordu.
İki ders te yanlışını anlamıştı fakat gururlarından dolayı bu gerçeği açıkça itiraf edip barışmaya yanaşmıyorlardı.``Matematiği Sevdiren Adam`` bu iki dersi bir araya getirerek yaptıklarının yanlış olduğunu , aralarındaki çekişmenin en çok öğrencilere zarar verdiğini anlattı.
Buna en büyük örneğin de kendisi olduğunu söyleyerek ``Arkadaşlar, siz beni ( Matematikle Barışıyorum) kitabını yazdığım için öğrenciliğinde sayısal yönü ağır basan bir öğrenci gibi gösterebilirsiniz. Böyle düşünüyorsanız vereceğim rakamlar sizin ne kadar yanıldığınızı ortaya koyacaktır.1979 Yılında Kütahya Eğitim Enst. kazandığımdaki puanlarım hala hafızamda .... Sayısal Puan: 397 ,Sözel Puan : 453 ... Görüldüğü gibi az-buz değil fark sözel lehine 56 Puan fazla. Eğer ``Matematiği Sevdiren Adam`` sınıf öğretmeni olmasaydı tıpış, tıpış Edebiyat Fakültesinin yolunu tutmuştu.
Nereden nereye .....
Size son bir örnekle konuyu kapatacağım.Bir futbol teknik direktörüsünüz.Aynı yetenekte üç sporcu var.Birincisi yalnız sol ayağını kullanıyor, ikincisi yalnız sağ ayağını kullanıyor. Üçüncü ise iki ayağını da kullanıyor.Siz hangi sporcuya öncelik verirdiniz.
Eğer hala da ikna olmadıysanız sitemizdeki İNANDIĞIN KADAR BAŞARIRSIN ! (*) yazısını da inceleyebilirsiniz.`` dedi.Bu yazıyı okuyan iki ders te yaptıkları büyük yanlıştan dolayı pişmanlık duyduklarını söyleyerek birbirlerinden özür dileyip barıştılar.Bundan sonra aynı yanlışı yapmamak ve birbirlerine yardımcı olmaya söz verdiler.
Bu arada Matematik Dersi
``Edebiyat benim dilim,
Nasıl ayrıldık gülüm,
El ele birlikte coşalım,
Büyük hedeflere koşalım.`` mısralarıyla sevincini ortaya koydu.
Edebiyat Dersi de bu dörtlüğe,
Sensiz olur mu hiç şiir,
Her taraf oldu şair.
Seninle ben de güçlüyüm,
Bizi ayıramaz ölüm.`` mısralarıyla cevap verdi.
``Matematiği Sevdiren Adam`` sitesi olarak, bu iki ders arasındaki barışı kutluyor, iki derse de başarılar diliyoruz.
Necip GÜVEN ESKİŞEHİR 23 TEMMUZ 2008
İNANDIĞINIZ KADAR BAŞARIRSINIZ ! (* )
ÜNİVERSİTELERDE MÜHENDİSLİK EĞİTİMİ
Mühendisliğin temeli matematiktir. Analitik düşünce yapısının temeli de matematiktir. O zaman matematiksel olarak mühendislik, analitik düşünme yapısı demektir. Matematik, bilim dünyasında bir okyanustur. Dünya için suyun önemi ne ise bilim içinde matematiğin önemi odur. “0”larla “1”lerle, dünyayı yönetiyor bugün matematik.
Çünkü matematik bir denge işidir. 0 çarpanı kadar yok edici. 1 çarpanı kadar etkisiz. Sonsuz kadar belirsiz. Pozitifi ve negatifi olacak kadar gerçekçi. En yardımsever bilim. Her bilimin içinde var. Hepsinin de gelişimi için onlara yardım ediyor ama kendisi her zaman yalnız. Bu sebeplerden dolayı bilimin öncülüğünü yapmaktadır. Mühendislik fakültelerinde matematik konularına bu yüzden önem verilmektedir.
Dünya: “su” ise, matematik: “okyanustur”. ÖSS sınav sonuçları bunun apaçık bir kanıtıdır. Sayısal öğrenciler, analitik düşünce yapısı kazanmaya daha yakındır. Bu sebeptendir ki sayısalcılar, sözelciler kadar sözel net yapabilir. Tablo 1. yazılanları istatistiksel olarak ispatlar. Orta öğretimde bugün matematik dersine yeterli önem verilmemektedir. Öğrencilerin ÖSS sınavını kazanamama korkusu matematiğin asıl iş yapan kısmını unutturmuştur(entegral, türev, trigonometri vb.).
Tablo 1. 1998 ve 1999 En Yüksek ÖSS Sayısal, Sözel ve Eşit Ağırlık Puanları /1998 ÖSYS Birinci Basamak Sınavında En Yüksek ÖSS Sayısal Puanı Alan Üç Aday :
1-İsmail Burak BAL (189, 060 )
2-Onur KAYA (189.060)
3- Hamza KAYA (188.820)
1998 ÖSYS Birinci Basamak Sınavında En Yüksek ÖSS Eşit Ağırlıklı Puanı Alan Üç Aday :
1-İsmail Burak BAL (179, 696 )
2-Onur KAYA (179, 696 )
3-Hamza KAYA (17,036)
ÖSYS Birinci Basamak Sınavında En Yüksek ÖSS Sözel Puanı Alan Üç Aday :
1-İsmail Burak BAL (170,332)
2-Onur KAYA (170,3322)
3-Onur BAKIR–Namık ŞENGEZER (169,813)
1999 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi En Yüksek Y-ÖSS Sayısal Puanı Alan Beş Aday : 1-Gökhan Mumcu (231,842)
2-Fatma S. Kaplan (231,664)
3-4-5 Başar Cenik ,Orkun Gül ,Esra E.Haliloğlu (231,619)
1999 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi En Yüksek Y-ÖSS Eşit Ağırlıklı Puanı Alan Üç Aday:
1-Gökhan Mumcu (213,093)
2-Fatma Sıla Kaplan (212,842 )
3-Başar Cenik (212,779)
Başarıyı belirleyici unsur büyük ölçüde, başarıya inanılmasıdır. Çünkü, başarıya inandığınız kadar başarırsınız.
Öğrenmenin bir çok yolu vardır. Öğrenilen bilgilerin yapıcı-üretici olması ve işe yaraması gerekir. Bilginin nasıl elde edildiği de çok önemlidir. “Kolay mı ? Zor mu?” olmuştur bilgilere ulaşmak. Bilgiler öğrencilere mümkün olduğu kadar kolay yollardan öğretilmelidir. Kolay öğrenilen bilgileri paylaşmak daha kolay olur.
Ayrıca üretmek için en gerekli organımız bizi diğer canlılardan da ayıran, daha iyiyi yapma yeteneğini ve düşünmemizi sağlayan beynimizdir. Beyin zihni ve aklı kontrol eden organdır. Ona gerçekten gereken önemi vermeliyiz. Yeni, yararlı ve kullanışlı şeyler üretebilmemiz ona bağlıdır. Zor ve sıkıntılı bir eğitim onu yıpratacak ve üretkenlik performansını azaltacaktır.
İdarecilerimizin özellikle bu ince meseleyi ele almaları gerekmektedir. Ülkenin içinde bulunduğu şartlar dahi düşünülerek bir öğretim paketi hazırlanmalıdır. Üzerinde durulan diğer bir konu da kolay öğrenme ve kolay öğretmedir. Bu yöntem hem öğrenciler hem de öğretim elemanları için daha kazançlıdır. Vücut daha canlı olacak, hoşgörü artacak ve aklın üretme performansı daha verimli olacaktır.
Toplumların başarısı verilen eğitim ve öğretimin kalitesine bağlıdır. Eğitim ve öğretimin bir arada verilmesi gerekir ki mesleğinde başarılı insanlar yetişsin. Çözümsüzlük, çoğu zaman insanların birbirleriyle anlaşamamasından kaynaklanmaktadır.
Temele inersek birbirini anlayan, hoşgörülü çözüm mühendisleri yetiştirmeliyiz. Bu iş, ilkokul eğitiminden başlamalı ve hayat boyu sürmelidir. Zaten hayat boyu öğrencilik kavramı eğitimin vazgeçilmezlerinden olmalıdır.
Psikiyatrisiler ve psikologlar, sorunu, hep en baştan aramaya başlarlar. İnsan mühendisleri olarak onların bu çözüm yöntemini iyi değerlendirmeliyiz. Eğitim zincirinin, tüm halkalarını, bir daha hiç kopmamacasına, en sıkı biçimde birbirine kenetlemeliyiz. Halkalardan yalnızca bir tanesindeki zayıflık, zincirin kopmasına sebep olur, diğer halkalar ne kadar sıkı olursa olsun.
Bu sebeple, eğitimle ilgili tüm sorunların çözümünde mümkün olduğunca ince ve uzun ömürlü düşünülmelidir Unutmayalım ki, eğitim zincirinin gücü, en zayıf halkasının gücüne bağlıdır.
”En iyisini yapamayabiliriz, ancak; yapabileceğimizin en iyisini yapmak elimizdedir.”
(Söyledikleriniz çok doğru hocalarım amma öğretmenlerinin önyargıları öğrencilerinden daha fazlaysa ne yapacağız. Atalarımızın dediği gibi’’Et kokarsa tuzlarız ama tuz kokarsa ne yaparız?’’ Necip GÜVEN )
Kaynakça :
[1]. İstanbul kültür üniversitesi AR-GE Internet sitesi (www.ika.edu.TRT)
[2]. Kemal G. Ankara Üniversitesi Internet sitesi (http://kemalgok.virtualave.net/net_history.htm)
[3]. ÖSYM Internet sitesi (http://www.osym.gov.tr/sayisal/1999.html)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder